Makale : Oyun Eleştirisi : Sahnelerimizden
  • Önce kısacık bir not dikkatinizi çekiyor broşürde: "Oyunun geçtiği belirli bir yer yok. Yaşananlar her yer ve herkes için." Ardından oyun başlıyor ve Nihal Geyran Koldaş ile Ceysu Koçak, Üstüngel İnanç'ın "teknik yardımıyla" size Amerikalı yazar Arno
  • Küçük bir odada yaşayan otuz yaşlarında Clare adlı bir kadın, onun çağrısı üzerine ziyaretine gelen, enerji dolu Ralph, yirmi yaşlarında erkek kardeş ve bir "Fast food" yerinde çalışan, diskotekte gönüllü şarkıcılık yapan durgun genç kız, Nicola. Ve
  • Tedirginlik. Akla ilk bu sözcük geliyor. Sevim Burak’ın yapıtlarının insanda bıraktığı ilk etki bu. Tedirginlik.
    Her şey küçücük, kendi içine kapalı bir dünyada geçer. İnsanlar kendilerinden önce düzenlenmiş ve onlara “verilmiş” bir durumu yaşamak
  • Bir diskoteğin (Roxy) insana terk edilmişlik duygusu veren boş uzamı. Loş ışıkta daha da kasvetli duran duvarlar, dipte birkaç basamakla çıkılan bir yükselti, önünde tutunmaya yarayan madeni bir boru… Bir de sağdaki beyaz, soğuk büyük beyaz projeksiy
  • İlk akla gelen soru, bir yapıtı öykü dilinden tiyatro diline aktarırken doğacak sorunlar bir yana, Kafka gibi olağanüstü düşlem, imgelem gücü olun bir yazarın söylemini, evrenini, tüm çelişkiler ve çıkmazlarıyla birlikte sahnede görselleştirmek sorun
  • Özellikle son yıllarda tiyatromuzun yaşamakta olduğu yerli oyun sıkıntısına, daha doğrusu nitelikli yerli oyun sorununa çözüm üretmeye çalışırken bulduğum ve ö

  • “Bir sanatı tanımlayan, kopyası çıkarılan nesnenin doğası değildir (oysa tüm gerçekçi anlayış ısrarla bu önyargıyı taşır), söz konusu nesneyi yeniden oluştururken insanın ona kattığıdır sanat. Teknik, her tür yaratının ta kendisidir.”
    Müşfik Kente
  • “Cadı kazanı bu. Gerçek bir cadı kazanı.
    Daha sonraları hep düşündüm.
    Ne kalıcı bir oyun bu Arthur’unki,
    Ve kalıcı olması ne acı.”

    İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllarında A.B.D'nde Mc Carthy dönemi başlamış. İnsanların kafalarını karış
  • Geçtiğimiz yıl Kent Oyuncuları’ndan gördüğüm Martı oyunuyla dikkatimi çekti bu eğilim. Ardından Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı Mııtlu Son'u seyrettik İstanbul'da; aynı nokta daha çok düşündürmeye başladı beni. Derken bu yıl Ankara sahnelerinde oynana
  • Yazan: Mehmet Baydur/Yönetmen: Müşfik Kenter/Oyuncular: Haluk Kurtoğlu, Zekai Müftüoğlu, Sadrettin Kılıç, Ülkü Duru Danışoğlu, Şerif Sezer, Sevtap Toktay, M. Ali Kaptanlar.

    “Bir yere tıkıldık ve orada kaldık. Durmadan içiyoruz. Scott Fitzgeral
  • Haldun Taner “Keşanlı Ali Destanı”nı 1962’de yazar. Metin-müzik ilişkisinde ödün vermeyen yazarın oyunu ancak 1964 yılında Gülriz Sururi-Engin Cezzar Topluluğu’nca sahnelenir ve büyük bir coşkuyla karşılanır. “Keşanlı Ali Destanı” aynı zamanda epik b
  • Kim, nasıl, ne için tiyatro yaparsa yapsın hedef hep seyircidir. Sahneye çıkmasa, bir şey üretmiyor gözükse de seyirci, tiyatro gösterisinin anahtar kişisidir ve içinde yazar da olmak üzere, sahneyi oluşturan tüm yaratıcı ve uzmanların odak noktasıdı
  • Geçen yıldan bu yana İstanbul'da izleyebildiğim oyunlar arasında yer alan beş oyun beni hem çok heyecanlandırdı hem de içimde umudun yeşermesine neden oldu. Bunlardan biri özgün bir tiyatro metninden yola çıkarken (Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin
*
aile, a. fugard, antigone, ast, a. vitez, anlatı, bilsak tiyatro, bilsak tiyatro atölyesi, b. karasu, b. necatigil, birey, brecht, boulgakov, baskı, birey olma, bir halk düşmanı, beden, bakış, bakan, bakılan, baktırma, büchner, chéreau, cinsellik, claudel, çağdaş türk tiyatrosu, çağdaş tiyatro, çocuk/birey, çehov, çocuk oyunları, çocuk tiyatrosu, çağdaş sahne tasarımı, dil/beden, damıtılmış kırmızı, doğu-batı uygarlığı, dil/düşünce, düş/gerçek, dil ve düşünce, dram, danton'un ölümü, doksanüç, dil, dramaturgi, dramaturg, dostoyevski, dekor, dil arayışı, ellen stewart, eylem/özgürlük,