Makale : İnceleme : Oyun Metni: Deli Dumrul - Akad'ın Yayı
Deli Dumrul - Akad'ın Yayı
Güngör Dilmen'in “Deli Dumrul” ve “Akad'ın Yayı” oyunlarının bence en önemli yanları, yıllardır tartışması süren ve günümüzde de henüz çözümlenmemiş olan, geleneksel sanatlardan yararlanma, onları çağdaşlaştırma, evrensel boyutlar kazandırma sorunların başarılı birer yanıt/örnek olmaları. Bu nedenle her iki yapıtı ele alıp incelemeyi, özellikle de herkesçe bilinen “Deli Dumrul’un” masaldan tiyatroya nasıl uyarlandığını, yöreselden evrensele dönüştürülmesini, yazımın amacını göz ardı etmemeye çalışarak, genel olarak irdelemeye çabaladım. Dileğim bu tür çalışmaların, daha derinlemesine ve bilimsel olarak bir an önce başlatılması, böylece sürekli soyutta kalan, bir türlü eyleme dönüştürülemeyen tartışmaların bırakılıp eldeki başarılı yabancı yerli yapıtlardan yola çıkarak, soruna böyle bir açıdan yaklaşılması.
Dede Korkut'un “Deli Dumrul” masalını bilmeyen yok gibidir. Aslında deli olmayan ama delilerin ayrıcalık kazanmış oldukları bir ülkede yaşadığından, adını bile bile deliye çıkaran Dumrul'un öyküsüdür bu. Güngör Dilmen'in tiyatroya uyguladığı yapıt son olarak 1979-1980 döneminde İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda sahnelenmişti.
Oyun iki bölüm ve dokuz sahneden oluşuyor. Sahnelerden ilk dördü birinci, son beşi de ikinci bölüme ait. I. Bölüm, Deli Dumrul'un Azrail'le takışıp kendi canı için gönüllü olarak canını verecek birini aramaya çıkmasına dek olan olayları kapsıyor. Yani, köprü başında durup geçen ve geçmeyenleri haraca kesme, Elif ve Canguzoğlu'nun Bezirgânlarıyla karşılaşma, Yiğit Pazarı'ndan Kırk Yiğit'i satın alma, Dede Korkut'la tanışmanın ardından Elif’le evlenme, Azrail'e meydan okuma ve cezalandırılma.
II. Bölüm, Deli Dumrul'un can dilenmesine ayrılmış. Sahneler şöyle sıralanıyor: Kırk Yiğit'ten can dilenme, Baba'ya başvuru, Ana'ya başvuru, Yol (Elif’le vedalaşmaya giderken), Elif'li sahne. Bölümün sonunda ayrı bir sahne olarak belirlenmemiş bir kısa “bitiş” var ki burada oyunun tüm kişileri birer ikişer sahneye dolarak hora teperler ve I. Bölüm, I. sahnedeki ezgiyi daha coşkulu söylerler.
Güngör Dilmen’in “Deli Dumrul”undaki kişiler Dede Korkut'unkilerden daha fazla. Yazar bir tek Kırk Yiğit konusunda ekonomik davranmış ve yiğitlerin tümünü -aynı zamanda belirli bir eleştiri de getirerek- “Memo” adlı rolde toplamış, öte yandan sahneye Dede Korkut'u (Elif'in dedesi olarak), Çengi'yi, Çalgıcılar'ı, Dört Genç Kadın'ı, Bezirgânlar'ı, Köylüler'i, Pazarcı'yı ve Meyhaneci Apostol'ü getirmiş.
Oyunda zaman, her zamandır: “Bin yıl önce bugün”
Uzam da masalın uzamıdır: “Oğuz illerinde Anadolu'da geçer.”
“Ah”, derdim, Dede Korkut masallarını okurken. Ozan bir adım daha atsaymış tiyatro yazacakmış. Gerçekten, bu masallar tiyatronun vazgeçilmez öğesi diyalog, yani karşılıklı konuşma üzerine kurulmuş. “İlginç bir yanı daha var, masalların anlatı bölümleri düzyazı, olayların doruğundaki dramatik söyleşiler ise koşuklu” eliyor Dilmen. Bu yarı düzyazı yarı koşuklu biçimi kendi de yapıtında uygulamış. Yer yer ezgilerle bezediği oyununda bu biçem, şiirsel dile belirli bir akıcılık, «müzikalite» getirmiş. Masalı tiyatroya uygularken yazarın eklediği ya da çıkardığı bölümler saptanıp incelenirse Deli Dumrul oyununun biçimlendirilişi, giderek yönlendirilmesi ortaya çıkar. Bu bölümlere kısaca göz atmakta yarar var:
OYUN
•Dumrul'un köprüyü kurma nedeni hem gücünü kanıtlama, hem de «delilerin ayrıcalıklı ve halkın gözünde ermiş katında oldukları bir ülkeye» tepki olarak vurgulanıyor, o Elifle köprü başında tanışır, sevdalanır.
•Elif, bilge, ermiş ve “azınlıkta” bir kişi olarak tanıtılan Dede Korkut'un torunudur.
•Ülkeyi kasıp kavuran kaba güç temsilcileri, Canguzoğulları vardır.
•Kırk Yiğit “Memo” adlı bir kişide toplanmıştır. Dumrul Memo'yu, kendilerini satılığa çıkarmış yiğitlerin oluşturduğu Yiğit Pazar'ından at alır gibi alır. (Her yiğidin önünde “Satılık Yiğit”, “Her Türlü Vur-Kır, Vur Kaç Ustası” türden yazılı tabelalar bulunur).
•Bencil, sorumsuz, deli zorbayı oynamaya çalışan Deli Dumrul'u Dede Korkut değiştirir, haksızlıklarla savaşmasına neden olur.
•Tanrı kendini birtakım doğal belirtilerle (yel, yağmur...) gösterir
•Azrail'i herkes görür, tanır
•Deli Dumrul Azrail'le kapışır.Azrail kuş olup uçar.•Dumrul ölüme en yakın olduğu zaman yaşama sıkı sıkıya sarılır.
•Azrail ile olan söyleşide Yaşam/ Ölüm diyalektik boyutlarıyla ele alınır. Tanrı/İnsan ilişkileri tartışılır.
•Tanrı Dumrul ve Elif’i karşılıksız bağışlar.
•Bitişte, bütün kişiler sahneye gelip baştaki ezgiyi daha coşkulu söylerler. MASAL
•Dumrul'un amacı kendinden daha güçlü bir er olmadığını kanıtlamadır.
•Masalın daha başından evli ve çocuk babasıdır.
•Deli Dumrul'un karısı ancak canını vermek için, oyunun sonuna doğru ortaya çıkar.
•Canguzoğulları yoktur.
•Kırk tane yiğit vardır ve rolleri çok azdır.
•Dede Korkut yoktur.
•Tanrı ile Azrail söyleşirler.
•Azrail yalnızca Deli Dumrul'a görünür.
•Kapışmazlar. Azrail “kılıcını çalmaya hamle yapınca” kuş olup uçar.
•Dumrul'da benzer bir tepki yoktur.
•Azrail ile hiçbir iletişim yoktur.
•Tanrı karı kocayı bağışlar ama karşılığında Dumrul'un anne ve babasının canını alır.
•Klasik Dede Korkut masalı bitişi Ayrıntılara girmeden yapılan bu karşılaştırma kısaç şu sonuçları çıkartıyor: 1) Dumrul'un adını deliye çıkarma gerekçelerinin vurgulanması, sömürüyü simgeleyen Canguzoğlu'nun eklenişi, kendilerini hayvan gibi satılışa çıkartan ve kaba güçleriyle pazarlanan genç yiğitler bölümü ve de inançlı ama yalnız olarak bin yıl sürecek bir savaşla kendi çağını gerçekleştirmeye çalışan Dede Korkut öğesi, oyunun bütününde gözlemlenen diğer ayrıntılarla birlikte, Dilmen'in yapıtında özellikle vurgulanmış. Böyle bir bakış açısı da masala daha toplumsal, giderek evrensel bir boyut kazandırıyor. 2) Dikkat çeken bir başka yan da Azrail'in ele alınışı. Dilmen'in Azrail'i, gerek yapısal gerekse işlevsel olarak, alışılagelmiş dinsel, gizem dolu bir ki-şilikten oldukça uzak. Zaten Dede Korkut'da da korkunç görünmeyen bu yaratığın oyundaki söylem ve davranışı ve O'na karşı takınılan tutumlar göz önüne alınırsa son derece insancıl bir biçimde işlenmiş, insanlaştırılmış, sanki insanın kendi kendisiyle hesaplaşması ve birtakım gerçekleri görebilmesi için özel olarak gökyüzünden yeryüzüne indirilmiş. Azrail'e yakıştırmalar (Vergi toplayıcısı), O'nun konuşma biçimi (“Bunca yılın Azrail'iyim”, “Ya, ıslanmayalım”, “Ah seni Deli Dumrul”...), ya da O'na konuşma biçimi (“Mızıkçılık ediyorsun!”, “Koca sersem!”, “Böyle günde can alınır mı rezil!”…) hiç de öyle korkulan bir kişiyi betimlemiyor. Bu duruma bir de Tanrı/İnsan ilişkilerinin tartışması eklenince yazarın tavrı kesinlikle ortaya çıkıyor. Dilmen din, tanrı konusundaki düşüncesini Azrail'in ağzından şöyle dile getiriyor: “Tanrısal adalet sözü sizin uydurmanız.”
Yukarıdaki karşılaştırmaya bakılacak olursa Güngör Dilmen'in yapıtında kadınlara özel bir yer verilmiş: Elif'li bölümler eklenmiş, masalda canını vermeyeceğini açık seçik söyleyen ana oyunda korkudan öldürülmüş. Masalın diline genellikle sadık kalan (özellikle koşuklu bölümlerde) yazar, atasöz, deyim ve tekerlemeleri yerinde ve ustalıkla kullanıyor. Masaldaki uzun “soylamalar”, oyunda, tüm tiyatrosal öğeler de gözetilerek, birtakım eklemelerle diyaloglara dönüştürülmüş. Örneğin, babanın canını veremeyeceğini söylediği bölümde yazar soylamayı yer yer Dumrul'un yanıtı merakla bekleyen tümceleriyle keserek gerilim yaratıyor. Böylece okuyucu/seyircinin heyecanlanması, belirli bir beklentiye girmesi sağlanıyor. Kadınların bir iki bölümde koro olarak kullanılmaları da oyuna ayrıca tarihsel bir boyut kazandırıyor.
Uzun soylamaların akıcı diyaloglara dönüştürülmesi, kişileştirmeler, ayraçlarda belirtilen sahne ve sahneleme bilgilerinin yanı sıra Güngör Dilmen' in bu yapıtının başka bir değeri daha var: Anadolu'ya özerk birtakım folklorik öğelerin sahnelemeye yatkın bir biçimde kullanılışı. Elif’in kilim dokuma sahneleri, Dumrul'un evlenme isteğini “nar”la anlatışı, narla olan çeşitli sahne oyunları, ekşimiş ayran sunma bölümleri... İnsanın yaşamı boyunca kendi kendisiyle ve kendi dışındaki karşıt güçlere verdiği savaşımını, insanı insan yapan tüm öğelerle birlikte (sevgi, nefret, coşku, zayıflık...) ele alan Güngör Dilmen, bir kez daha iyi bir yazar ve tiyatro adamı olduğunu kanıtlıyor. Olur a, yazar vardır “oyun yazıyorum” der, yapıtında sahneyi gözetmez, yazar vardır sürekli sahneyi gözetmekten ne yazdığını bilmez!
Akad'ın Yayı”nın temelinde Tanrı/İnsan çatışması yatıyor. Yazgısına sahip olmak isteyen insanoğlunun yazgının simgesi olan “şimşekler saçan yayı” Tanrılar'dan çalması, O'nu kendi kullanması.
Üç bolüm, on altı sahneden oluşan oyunun kişileri iki kümede toplanabilir: Tanrılar ve İnsanlar. Tanrılar: Anot (Av tanrıçası). Baal (Kenan tanrısı), El (Baal'in babası, eski bir tanrı).İnsanlar: Danyal (Kenan ülkesinin yargıcı), Akad (Danyal'ın oğlu), Koşar Usta (Tanrıların hizmetinde bir ölümlü, büyülü yayın yaratıcısı), Dimitya (Koşar Usta'nın genç ve güzel karısı, Akad'ın annesi), Yatpan (dağda yaşayan bir haydut), Kenanlı yurttaşlar.Olay iki ana uzamda geçiyor: Tanrıların bulunduğu ağaç ve insanların yaşadığı Kenan ülkesi. Tanrılar, yani “Ağacın tepsindekiler”, Anat dışında (o da son bölümde) uzamlarının dışına hiç çıkmazlar. İnsanların uzamı olaylara göre kendi içinde birtakım değişimler gösterir: Yargı evi, Danyal'ın evi, Yatpan'ın mağarası, Kır.
Bir Anadolu mitosundan esinlenmiş olan oyunda zaman genel olarak belirsiz. Mitos zamanı. Ancak bu zamansız zamanda belirtilmiş bir süre var: Akad'ın doğumuyla Yay'ın sahibi oluncaya dek geçen yirmi yıl. Oyunu zaman etmenine göre dilimlersek, 1. Bölüm (altı sene) yirmi yıl öncesi, diğer bölümlerse yirmi yıl sonrasını gösteriyor.
Tanrıların tepesinde oturdukları ağaç Dilek Ağacı'dır. Buraya yerleştiriliş biçimleri daha ilk görüldükleri anda konumlarını, ne denli güç durumda olduklarını belli eder. Yarı çıplak, koca göbekli, kırmızı yüzlü tanrı Baal orta daldadır. Bir üst dalda, ak sakallı, çelimsiz babası tanrı El tünemektedir. Darmadağın saçlı, hırçın ve güzel Anat ise daha sonra üst dalların birinden hışımla sarkacaktır.
Tanrılar güç durumdadırlar; çünkü geleceklerinden kaygılıdırlar, çünkü insanlar artık eskisi gibi onlara bel bağlamıyorlardır. Zavallılıkları anla-şılmasın diye “insancıklara arada sırada bir şeyler vermek” zorunda hissediyorlardır kendilerini. Öyle ki, bir ölümlüye büyülü bir yay bile ısmarlamışlardır. Danyal onlardan çocuk dilemeye gittiğinde, O'na sırf bu nedenden, yargıç kendilerine tütsü yapacak, adaklar adayacak, yontular dikecek bir kuşak yetiştirir umuduyla, yardım etmişlerdir. Ne var ki ağaçtaki hesap yere uymaz! Yay bir insanoğlunun, Akad'ın eline geçer. Ve de kıyamet bundan kopar! Baba, oğlunun yaman bir yiğit, bir kahraman olmasını ister, Kenanlılar Hitit'lere saldırsın diye baskı yapar. En büyük tepki de en çok ürkenlerden, Tanrılardan, gelir, Anat duygusunu şöyle dile getirir:
"Ölümlüler önce gökten ateşi çaldılar, bu yay da ellerine geçerse... Kendi yazgılarını kendi ellerine almış oluyorlar, o yayı elde etmekle.” Ağacın tepesindekilerin korktukları başlarına gelir.  Akad, yayı insanoğlunun rahatlığı için kullandığı (dağları delip su getirir) yetmiyormuş gibi, bir de Tanrıları sorguya çeker, tutarsızlıklarını yüzlerine vurur. Tanrılar sıkışırlar, sonunda da, tüm yalvarmalarına karşın, Akad'ın Yayı'yla yok olurlar. Ama Anat kurtulmuştur. “Hınç ve Nefret” olarak insanların arasında dolaşacaktır. Öyle de yapar. Yatpan'a Akad'ı öldürtür. Akad ölmesine ölmüştür ama Yatpan da Akad'laşmaya başlamıştır. Arkadaşının, “Yok edilemez O, dizginlenebilir ancak” diye yorumladığı Anat'ı kavramıştır en azından. Nitekim sonunda Danyal'ın yerine Kenan ülkesinin yargıcı olur.
Dikkatli bir okuma ya da, bilinçli sahnelenmişse izler yapıttaki Akad ile Yay'ın özdeşliklerini ortaya çıkarıyor. Kurgunun bu iki önemli öğesinin doğuş koşulları, yaşamları, işlevleri hep aynı. Öyle ki, a) Akad'ın doğması ile Yay'ın yapılması Dimitya'nın ölmesini veya kocasından uzaklaşmasını gerektirir. Bir başka deyişle, Dimitya'nın yokluğu Akad'la Yay'ı var eder; b) Her ikisi de dokuz ay on günde doğarlar; c) İşlevsel olarak Akad yazgısını elinde tutan insanoğluysa Yayda yazgının da kendisi oluyor. Akad oyun boyunca Yay'dan hiç ayrılmıyor. Yani, Akad=Yay= Yazgı.
Koşar Usta olarak çizilen kişinin yapıttaki rolü biraz karışık gibi geldi bana. “Tanrıların hizmetinde bir ölümlü, büyülü yayın yaratıcısı” olarak tanıtılıyor ama, Koşar Usta, Yay'ı yapmakla kalmıyor, kendine gözlük yapıyor, yazıyı icat ediyor. Yılmadan usanmadan sonuna dek hakkını arıyor. Yay'ı çalan yargıcın kendi kendini cezalandırmasını istiyor. Koşar Usta bilim adamı mı? İlk bakışta, evet. Ama bir de, en önemli buluşu olan büyülü Yay'ı Tanrıların emriyle insanları öldürmek için yaptığı düşünülürse bilim adamlığından uzaklaşıyor. Üstelik Yay çalındı diye Danyal'ın peşini bırakmayan Koşar Usta, buluşunun ne amaçla kullanılacağını da iyi bilmekte. Anat'a şöyle yakınıyor:
“Bir yenisini yapabilseydim keşke.
Ama bilimin o kadar dolambaçlarında.
Bir kez daha yürüyemez usum.”
Durum böyle olunca bu rolün oyun içindeki yeri, tüm önemine karşın, belirsiz kalıyor.
“Çağırıcı” hem Danyal'ın yardımcı hem de anlatıcı olarak çıkıyor karşımıza. Bu da oyuna tatlı bir masal havası katıyor, okuyucu/seyircinin “tanık” konumunu belirtiyor.
Akad'ın Yayı’nda temelde yatan Tanrı/İnsan çatışmasının yanı sıra başka karşıt güçler arasında oluşan bocalamalara, çatışmalara da tanık oluyoruz. Daha da ileri giderek, tüm oyunun bu çatışmalar üstüne kurulduğu söylenebilir. Tanrı katındaki karşıtlıklar (Baal ve El / Anat), insanlar arasındaki çekişmeler (Akad / Danyal, Akad / Yatpan, Akad / Kenanlılar) ve insanların kendi kendileriyle çelişkiye düşmeleri (Sanık Danyal / Yargıç Danyal, Kansız Koşar Usta / Yay yapan Koşar Usta, Erdemli Yatpan / Kaba güç Yatpan, Yatpan'a karşı Kenanlılar / Saldırgan Kenanlılar...). Ve tüm bu bocalamaların tümünün doğuş nedeni, insanların kendi yazgılarını biçimleyen tutkuları getiren Akad. Güngör Dilmen oyunu sonunda Tanrılar dışındaki tüm kişileri Yay'a sımsıkı yapıştırır, kimse O'nu bırakamaz. İnsanlar artık kendi yazgılarıyla baş başa kalmışlardır, istençlerini de buna göre biçimlendireceklerdir.
Akad'ın Yayı”, dilinin yalınlığıyla, şiirselliğiyle, kurgusuyla zevkle okunan, daha da önemlisi, keyifle izlenebilecek bir oyun. Yapıtı sahnelerimizde capcanlı görmek doğrusu tiyatro severleri pek mutlu kılardı.


  • OYUN ADI:
    Deli Dumrul, Akad'ın Yayı
  • YAZAR:
    Güngör Dilmen
  • YAYIN ADI:
    Yazko Edebiyat Dergisi
  • YAYIN TARİHİ :
    Haziran 1983
*
*
Masal uyarlaması, Yöresel, Evrensel, Gelenekselden yararlanma, Roman uyarlaması, 1793, Fransız İç Savaşı, Şiddet, Roman uyarlaması, Zaman, İroni, Trajik, Kendi olamama, Aile, Baskı, Birey sorunu, Hiçlik, Stereotip kişiler, Otorite, Yabancılaşma, İletişimsizlik, Kopukluk, Nesneleşme, Dilsel hesaplaşma, Fantezi, Çağdaşlık Maskesi, Batılılaşma, Halide Edip Adıvar, İnsan Moliere, Mizah, Ardzamanlı bakış, Töre, Ölüm, Tragedya, Şiddet, Kendini yok etme, Şiddet, Baskı, Fantezi, Kuraklık, Irkçılık, Şiddet, Eylem, Özgürlük, Tragedya uyarlaması, Suç, Ceza, Roman uyarlaması, Masal uyarlaması, Müzik, Şiddet, Baskı, Düzen (Sistem), Mutsuz son, Tragedya, "Hayır"demek, Birey, Çatışma, Hesaplaşma, Sinema, Zaman, Öykü uyarlaması, Sahneleme, Dramaturgi, Ölüm/Yaşam, Savaş/Barış, Şiddet, Gülme, Komedi, Seyirci, Kendi olamama, Eylem, Özgürlük, Tiyatro eleştirmeni, Edebi Heyet, Dil ve Düşünce, Yapısal inceleme, Zaman, Uzam, Tiyatro düşüncesinin evrimi, Tiyatro düşüncesinin evrimi, Komedi anlayışının evrimi, Tragedya, Dram, Tiyatro okuma, S.K.Aksal tiyatrosu, Metin inceleme, Epizodik yapı, Sahneleme, Dramaturgi, Metin inceleme, Kendini bulamamış toplum, Tiyatro okuma, H. Taner tiyatrosu, Tiyatroda mekan, Sahnede malzeme kullanımı, Sahne tasarımı, aratıcı drama, Çocuk/Birey
, Gerçeklik, Tiyatro, Yanılsama, Nesneleşme, Ölüm, Trajedi, Düş, Gerçek, Dil, Zaman, Savaş, Şiddet, Kendini yok etme, Mim tiyatrosu, Kukla, Roman uyarlaması, Radyo oyunu, Kısa oyun, Yeni dil arayışı, Yeni biçim arayışı, Şiir uyarlaması, Oyuncu çalışması, "Hayır" demek, Halk, Mc Curty dönemi, Baskı, Komedi, Gülme, Güldürme, Mutlu son, Yorum, Aydın-Halk yabancılaşması, Açıklı güldürü, Yarım kalmışlık, Tiyatro festivali, No tiyatrosu, Klasik, Geleneksel, Beden, Şiddet, Savaş, vignon festivali, No oyunu, Okuma tiyatrosu, Yeni dil arayışı, Romandan uyarlama, Savaş, Şiddet, Dışavurumcu, Gelenekselden yararlanma, İç dünyayı yansıtma, Klasikleri sahneleme, Yalnızlık, İletişimsizlik, Diyalog oyunları, Dil, Uyarlamalar, Metin sıkıntısı, No oyunu, Mnouchkine, Tiyatro binası-Oyun ilişkisi, Shakespeare oyunları, Klasikleri sahneleme, Tiyatronun sınırlarını zorlama, Eskiyi yenileştirme, Türkiye'de çocuk tiyatrosu, Nitelikli çocuk tiyatrosu, 50. yılında çocuk tiyatrosu, , Türkiye'de Çocuk tiyatrosu sorunu, 63.yılında çocuk tiyatrosu, Çocuk tiyatrosunda oyun seçimi, İstanbul'da çocuk oyunları, İstanbul'da çocuk oyunları, Çocuk oyununda geleneksel öğeler, İlkeli bir çocuk tiyatrosu, Repertuar, Baskı, Düzen (Sistem), Repertuar, Kadın, Yerli yazar, Dramaturgi, Dramaturg, Dramaturgi, Dramaturg, Dramaturg-Yönetmen çalışması, Dramaturgun işlevi, Dramaturgi, Dramaturg, Sinemada dramaturgi, Yerli yazar sıkıntısı, Türkiye'de tiyatro sorunları, Klasikleri sahneleme, Öteki tiyatro, Türkiye'de tiyatro sorunları, Çağdaş tiyatro, Seyirci, Tiyatro bilinci, Tiyatro müzesi, Kültür mirası, Tiyatroda mekan, Uzam, Dil ve Düşünce ilişkisi, Baskı, Kendi olamama, Birey sorunu, Var olma sorunu, Klasikleri sahneleme, Çağdaş yaklaşım, , Tiyatro müzesi, Kültür mirası, Epik tiyatro, Yabancılaşma, Yorumlama, Atölye çalışması, Workshop, Atölye çalışması, Kukla tiyatrosu, Gelenekselden yararlanma, Sansür, Tiyatroda tekelcilik, Yazınsal özgürlük, Eski-Yeni çatışması, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Muhafazakar sanat, öz değerler, geleneksel tiyatro, İskender Pala, Devlet Tiyatrosu, Sanat konseyiTopbaş, Tanzimat, Namık Kemal, Seyirci, AKP, sanat, muhafazakar, seyirci platformu, oyuna katılım, yaratma süreci, iktidar, baskı, tehdit, sansür, ahlakçı, ulufe, sanata destek, sanatta ahlakçılık, bağımsız tiyatro, , uyarlama, günümüze getirme, klasikleri sahnelemek, dramaturgi, yalnız kalma, toplumdışılık, marjinallik, ,